EBÛ ALİ-İ FÂRMEDÎ (k.s)

EBÛ ALİ-İ FÂRMEDÎ (k.s)

Mürşidler Mürşidi

Ebû Ali Fazl b. Muhammed-i Fârmedî Tûsî hazretleri. Kısaca Ebû Ali-i Fârmedî hazretleri…

Allah’ın kullarına gönderdiği irfan sahibi bir zat idi. Müridlerini eğitme özelliği, Allah Teâlâ’nın ona özel bir ikramıydı. Onun gönlündeki ilâhî hikmetler Allah vergisiydi. Şâfiî mezhebine bağlı bir veliydi.

O kendi kendine bir yol tutmadı. Kendisinden önceki âlimlerin yolunu takip etti. Onların mezhep ve meşreplerine bağlı kaldı. Kendisinden öncekilerin metotlarını iyi öğrendi.

Ebû Ali-i Fârmedî hazretleri, İmam Ahmed Gazâlî ve Ebû Osman-ı Sâbûnî gibi âlimleri fıkıh ilminde yetiştirdi. İhyâü Ulûmi’d-Dîn adlı eseriyle şöhret bulan İmam Gazâlî hazretlerinin tasavvufta yetişmesine o vesile olmuştu.

O, asrının biricik mürşid-i kâmiliydi. Yaşadığı dönemde zikir, sohbet, insan terbiyesi ve tasavvuf eğitimi konularında onun bir benzeri yoktu. Konuşmalarındaki teşbihleri mükemmeldi. Sözleri derin anlamlar taşırdı. Kullandığı kelimeleri gönülden seçerdi. Dinleyenlerin kalbine hitap ederdi. O sohbet ederken, meclisinde bulunanlar kendilerinden geçerdi. Onun meclisinde mâneviyat âleminin gülleri kokar, Muhammed Mustafa aleyhisselâmı hatırlatırdı.

Ebû Ali-i Fârmedî hazretleri İmam Kuşeyrî, Ebü’l-Kasım-ı Cürcânî ve Ebü’l-Hasan-ı Harakânî hazretlerinin sohbetlerinde yetişti.108 Bu yüzden onlardan öğrendiklerini insanlara aktardı. Her birinden rahmânî feyizler aldı. Onların himmet nazarları arasında eğitildi. Böylelikle hidayet yollarına ulaştı. Mücahede nurları kendisine saçıldıkça saçıldı. Onun bu güzellikleri, kendisine nice üstünlükler kazandırdı.

Henüz hayatta iken yaşadıkları, yaşattıkları, sohbetleri, dergâhına gidip gelenlerin anlattıkları, dillerde saygıyla anılır olmuştu. Tıpkı Sem‘ânî’nin dediği gibi:

“Ebu Ali-i Fârmedî hazretleri, Horasan’ın gönül insanı ve mürşid-i kâmili… ”

Ebû Ali-i Fârmedî hazretleri şöyle diyor:

“Üstat İmam Kuşeyrî hazretlerinin yanında mücahede ettiğim günlerden birindeydi. Bana bir hal oldu. Kendimden geçtim. Rahmânın tecellilerini müşahede ettim. Bir süre sonra yine kendime geldim. Hemen durumumu üstada arzettim. O da şöyle dedi:

‘Ey Ebû Ali! Benim mânevî durumlarda elde ettiğim bundan daha yüce değildi. Elde ettiğin bu makam, inşallah benim makamımdan daha yüce olur. Ama ben onları bilmiyorum.’

Aradan uzun bir zaman geçti…

Ben hep bu konuda bana yardım edecek bir mürşide bağlanmak istiyordum. Çünkü daha fazla terbiye görmek ve ilâhî feyizlere sahip olmak istiyordum.

Bu arada içinde bulunduğum mânevî hal ise giderek önü alınmaz oluyordu. Dayanamıyordum. Bu konuda bana yardımı dokunacak mürşidin, Tûs şehrinde ikamet ettiğini ve adının da Şeyh Ebü’l-Kasım-ı Cürcânî olduğunu öğrendim. Hemen Tûs’a gitmek için yola koyuldum. Ancak Tûs şehri geniş bir yerleşim bölgesiydi. Onu nerede bulacağımı doğrusu bilemiyordum.

Onun ikamet ettiği yeri aradım, sordum, öğrendim. Tarif ettiler, dergâhını buldum. O zatın meclisi, bir mescidin yanı başıydı. Şeyh Ebü’l-Kasım-ı Cürcânî hazretleri etrafında müridleriyle birlikte mescidde oturuyordu. Sohbet etmekteydi.

Mescide girer girmez sünnettir diye, hemen iki rek‘at ‘tahiyyetü’l- mescid’ namazı kıldım. Daha sonra o zatın huzuruna gittim. Uygun bulduğum bir yere oturdum. O, başını öne eğmişti. Başını kaldırdı ve bana hitap ederek şöyle dedi:

‘Ey Ebû Ali! Yaklaş.’

Bulunduğum yerden kalktım, yanına vardım ve selâm verdim. Elini öptüm. Yaşadığım mânevî halleri kendisine anlattım. Beni dinledi. Sonra şöyle dedi:

‘Bu senin ilk halin. Allah mübarek eylesin. Şu anda sen, tasavvuf yoluna ilk basamağa yükselmiş durumdasın. Eğer bu yolda nasibin varsa, Allah’ın izniyle, daha yüksek derecelere de ulaşabilirsin.’

Onu dinledikten sonra, ‘İşte bu kişi benim mürşidim olmalı’ diye düşündüm.

Böylece onun vereceği tasavvuf eğitimine razı oldum. Yanında kaldım. Dergâhında uzun süre bana riyâzetler, mücahedeler yaptırdı. Onun dergâhında terbiye gördüm. Bir müddet sonra da kızını bana nikâhladı. Evlendikten sonra, benim insanlara sohbet etmeme, onları eğitmeme izin verdi.”

Vefatı

Ebû Ali-i Fârmedî hazretleri Fârmedli idi. Tûs şehrinin Fârmed köyünde 447 (1084) yılında vefat etti. Allah Teâlâ rahmet eylesin.

Zamanı gelince o da diğerleri gibi sonsuzluk kervanına katıldı. Onun taşıdığı sırlar ise, kendisinden sonra Yusuf-i Hemedânî hazretlerine (k.s) intikal etti.

Şimdi sıra onda…

Allah Teâlâ bizleri kendisinden ayırmasın.

Allah Teâlâ makamını yüceltsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s