SEYYİD TÂHÂ HAKKÂRÎ NEHRÎ (k.s)

SEYYİD TÂHÂ HAKKÂRÎ NEHRÎ (k.s)

Anadolu’da İrşad Hizmeti Yayılıyor

Mevlânâ Seyyid Abdullah Hakkârî hazretleri, yeğeni Seyyid Tâhâ hazretleri ile birlikte Süleymaniye’ye gidince, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, kendisine Seyyid Abdülkadir-i Geylânî hazretlerine teveccüh yapmasını tavsiye etmişti.

“Evlâdım! Bizim yolumuz güzeldir. Ancak onu temsil edecek kişiler bugün yeterli kemâlâtta değiller. Bu yüzden zamanın mürşid-i kâmili Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye intisap etmelisin” buyurması üzerine de Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine intisap etmişti.

Seyyid Tâhâ hazretleri kısa sürede bu yolda ilerledi, mertebelere yükseldi. Mânevî makamları müşahede etti. Tasavvufî terbiyesini tamamladı. Mürşidi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de ona insanları irşad etme izni verdi. O, irşada başladığında amcası Seyyid Abdullah Hakkârî hazretleri vefat etmiş bulunuyordu. Ona tayin edilen irşad yeri ise Van şehri oldu.

Vaktiyle Şah-ı Nakşibend hazretlerinin Kur’an ve Sünnet esaslarını yeniden insanlar arasında canlandırdığı, insanların kalplerini zikirle coşturduğu, gönüllere mânevî ruh güzelliği kazandırdığı gibi, daha önceden Anadolu topraklarına giren Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolu şimdi de Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden Seyyid Abdullah Hakkârî hazretleri vasıtasıyla Türkiye sınırlarından içeriye girmiş ve Seyyid Tâhâ Hakkârî hazretleri ile kalplerde neşvü nemâ bulmaktaydı.

Seyyid Tâhâ hazretleri işte bu canlılığı Anadolu topraklarında devam ettirmesi için, mürşidi tarafından Van’ın Nehri kasabasına gönderilmişti. Belki Hâlidiyye kolunun diğer mürşid-i kâmilleri gibi o da irşad halkasını kuzeyde Kafkasya’ya, batıda İstanbul üzerinden Avrupa’ya, güneyden Kuzey Afrika’ya ulaştıracaktı.

Seyyid Abdullah Hakkârî hazretleri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini ziyareti sırasında, Mevlânâ Hâlid (k.s) Seyyid Tâhâ için şöyle demişti:

“Seyyid Abdullah! Bir dahaki sefere onu da yanında getir.”

Nur Neslin Gül Halkası

Seyyid Tâhâ hazretleri Van’da Nehri kasabasında irşad faaliyetlerine başlayınca dört bir yandan insanlar dergâhına akın akın gelmeye başladı. Muhammedî nurunu görenler hayran kaldı. Kalpler onu anlattı. Diller onunla güzelleşti. O, karanlıklar arasından bir yol buldu gitti. Rahmet deryasına uzandı.

Bir gün İran’da Şiî mezhebine bağlı olan devrin hükümdarı Şah Muhammed, bir rüya gördü ve Ehl-i sünnet inancına bağlanmak istedi. Etrafındakilere sordu, soruşturdu. Devrin Sünnî âlimleri Van’ın Nehri kasabasındaki Allah dostunu işaret ettiler. Devrin gönül sultanı odur dediler. Şah Muhammed de, Seyyid Tâhâ hazretlerine bir mektup yazdı. Dinî ve tasavvufî konularda kendisine rehberlik edecek bir hoca göndermesini istedi.

Seyyid Tâhâ hazretleri Nehri’deki dergâhında yetiştirdiği Abdürrahim adlı bir vekilini İran’a gönderdi. Şah Muhammed, onun faaliyetlerinden öylesine memnun kaldı ki, Seyyid Tâhâ hazretlerine haber gönderdi:

“Efendimiz! Türkiye sınırındaki Mirgüvar ve Nürgüvar adlı iki beldeyi içindeki bütün tarım alanları ve gelirleriyle size bağışlamak istiyorum.”

Seyyid Tâhâ hazretleri Allah yolunun ücrete tâbi olamayacağını ve dünyalık hiçbir değerin bunu karşılayamayacağını, bu hizmetlerin karşılığının sadece Allah Teâlâ tarafından verileceğini söyledi. Pek çok peygamberin ümmetine dediği gibi, nebîlerin izinde yürüyen her velî gibi o da hak sözü söyledi:

“İşte o peygamberler Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De ki: Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O Kur’an, âlemler için öğütten başka bir şey değildir.”188

Şah Muhammed’in hediyelerini kabul etmedi. İran şahı, kendisine gönderilen zata da danışarak şöyle dedi:

“Seyyid Tâhâ ve sûfîleri, İslâm’ın emir ve yasaklarına tam bağlı. Öyleyse biz de her iki köyü onlara vakfedelim, süslü bir baston ve cübbeyi de hediye gönderelim.”

Seyyid Tâhâ hazretleri, bu hediyelerin hiçbirini kabul etmedi. Sonunda durum, devrin padişahı Sultan Abdülmecid Han’a intikal etti. O da davranışından ve hassasiyetinden dolayı Seyyid Tâhâ hazretlerine saygı gösterdi. Hürmet ve tazimlerini bildirdi. Seyyid Tâhâ Hakkârî hazretleri ise, gönderilen hediyeleri padişaha ulaştırdı.

Seyyid Tâhâ hazretleri, bu davranışlarıyla bir esasın da belirleyicisi olmuştu. Temsil ettiği büyükler (sâdât-ı kirâm) maddî olarak hiçbir şeye muhtaç değildir. Onların önündeki rehber ise Peygamber Efendimiz’dir (s.a.v).

Seyyid Tâhâ hazretleri bir defasında çok değerli halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerine şu tavsiyede bulunmuştu:

“Yaratılmışlara önce davranışlarınla örnek ol. Bu onlara tesir etmiyorsa, sözlerinle açık bir şekilde uyarılarda bulun. Bunun da yararı olmuyorsa, o şeyden veya kişiden yüz çevir. Unutma, sen birinden yüz çevirdiğin zaman, bütün sadât-ı kirâm ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) ondan vazgeçmiş demektir.”

Hayatından Kesitler

Seyyid Tâhâ hazretleri tasavvufî konuları uluorta konuşmazdı. Onun bütün davranışları bir bütünlük içindeydi. Tasavvuf ve tarikat konularından sıkça bahsetmemesi, ileride halifesi olacak olan Seyyid Sıbgatullah Arvâsî’nin dergâha ilk gelişinde de dikkatini çekmişti. Bu durumu dergâhtaki bazı ileri gelen sûfîlere sormuş, sûfîler de kendisine şöyle cevap vermişlerdi:

“Seyyid Tâhâ hazretleri, her an Allah’ın huzurunda olduğunu ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) nurlu bakışlarıyla kendisini daima izlemekte olduğunu bilir.”

Seyyid Tâhâ hazretleri Van’ın Nehri kasabasında kırk iki yıl insanları irşad etti. Bir gün halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretleri ve bazı müridler, Seyyid Tâhâ hazretlerinin dergâhında hizmet etmekteydiler. Aralarında uzaktan gelen dervişler de vardı. Kimi sûfîler ailesini özlemeye başlamış, artık geriye dönelim diyorlardı. Seyyid Tâhâ hazretlerinin yanına gittiler. Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerinin de aralarında bulunduğu müridler durumu anlattılar. Bir müddet oturdular. Kalkmak istediklerinde Seyyid Tâhâ hazretleri, dileyen sûfîlerin memleketlerine dönebileceklerini söyledi, ama halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerine müsaade etmedi. Beraber geldikleri sûfîlerden biri Seyyid Tâhâ hazretlerine,

“Keşke, Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerine izin vermiş olsaydınız. Onun evinde kimi kimsesi yok, yapacak işleri de var” dedi.

Seyyid Tâhâ hazretleri, “Benim ve halifenin evi mi var? Allah Teâlâ önce benim evimi, sonra da onun evini yıksın” buyurdu.

Sûfî söylediklerine pişman olmuştu. Başını öne eğdi. Ancak Seyyid Tâhâ hazretleri de hiçbir şey söylemedi. Gelenler mürşidlerinin yanından ayrıldı. Dışarı çıktıklarında Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretleri sûfîlere döndü ve şöyle dedi:

“Bazan mürşid-i kâmilin huzurunda cahilce konuşanlara da ihtiyaç oluyor. Kalbimde az da olsa dünya evim olsun diye arzu vardı. Seyyid Tâhâ hazretlerinin sözlerini işitince, Allah Teâlâ’ya yeminle söylüyorum; bu konuda hiç mal-mülk sevgim kalmadı.”

Seyyid Tâhâ hazretleri vakurdu, heybetliydi. Taşıdığı mânevî nurun güzellikleri insanın içine işlerdi. Kalbine tesir eder, gözler onu süzerdi. Onun meclisinde kalp bambaşka huzur bulurdu. Gönüller rahatlardı. Kimse hata yapmak istemez, yüce huzurda âdâb ile boyun bükerdi. Eller kendiliğinden kenetleniverirdi. Halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretleri, mürşidinin kendisine şöyle buyurduğunu nakletti:

“Aç aslanın elinde bir tavşan nasıl korkarsa, sen de mürşidinden öylece çekinmelisin. Çünkü ben mürşidim Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden çok korkardım. Bu korku sevgiden ileri gelir. Kalpteki mânevî hastalıklarla birlikte küfrü de yok eder.”

Seyyid Tâhâ hazretleri müridi ve halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerine gönderdiği bir mektupta şöyle diyor:

“Bir kişi, ihlâs ve muhabbet sahibi olup, Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre amel yapıyorsa, biliniz ki o zat Allah dostudur. İsterse bu kişide hiçbir keramet görülmesin.”

Vefatı

Seyyid Tâhâ hazretleri bir gün, ikindi vakti bahçede sûfîleriyle oturmakta iken kendisine iki tane mektup verildi. Mektubu damadı Abdülahad hazretleri okudu. Aradan bir müddet geçti. Ezan okundu. Seyyid Tâhâ hazretleri,

“Artık gitme zamanımız geldi” dedi.

Sonra ikindi namazı için mescide gitti. Ardından dervişlerine hatme yaptırdı. Odasına çekildi.

Bu onun, aslında dünya hayatından âhirete yöneldiği zaman demekti. O günden itibaren tam on iki gün hasta yattı. O gün girdiği odadan dışarı çıkmadı.

Yine bir ikindi vaktiydi. Âhirete irtihal etti.

Tarih 1269 (1853).

Allah Teâlâ rahmet eylesin.

O da diğerleri gibi geride nice eserler bıraktı. Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretleri onlardan biriydi.

Şimdi sıra bu Allah dostunda…

Allah Teâlâ bizleri kendisinden ayırmasın.

Allah Teâlâ hepsinin makamını yüceltsin.

Reklamlar

2 responses to “SEYYİD TÂHÂ HAKKÂRÎ NEHRÎ (k.s)

  1. Selamu Aleykum kurban,Allah razı olsun,Seyda-i Tahı k.s hazretlerinin halifelerini nerden bulabilirim semerkand yayınlarında mektuplarında yok galiba,başka bir kaynak önerebili,rmisiniz,siz yazabilirmisiniz?Selamu Aleykum

    • Ve aleykümselam. Hayırla geldiniz.

      Abdurrahman Tâhî hazretlerinin halifeleri:
      1. Şeyh Muhammed Sami Erzincânî.
      2. Şeyh Molla İbrahim Çokreşî.
      3. Şeyh Halil Çokreşî.
      4. Şeyh Mustafa Bitlisî.
      5. Şeyh Süleyman Bitlisî.
      6. Şeyh Yusuf Bitlisî.
      7. Şeyh Abdülhâdî Çarçahî.
      8. Şeyh İbrahim Bulânîkî.
      9. Şeyh Seyyid Tahir Aberî.
      10. Şeyh Molla Ahmed Taşkesenî.
      11. Şeyh Molla Abdullah Hizânî.
      12. Şeyh Abdullah Nurşînî.
      13. Şeyh Reşid Nurşînî.
      14. Şeyh Seyyid Siirdî.
      15. Şeyh Abdülkahhâr Siirdî.
      16. Şeyh Abdülhakim Siirdî.
      17. Şeyh Abdülkadir Melâkendî.
      18. Şeyh Yusuf Hınısî.
      19. Şeyh Fethullah Verkânisî

      Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz: https://kainatpadisahi.wordpress.com/tag/abdurrahman-tahi-k-s/

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s