Bilmek ve Yaşamak

Bilmek ve Yaşamak

 hakkında bilgisi olmasına rağmen, kişi bildikleriyle dinini yaşamıyorsa bu bilginin ona bir yararı olmaz. Aksine, bilerek yapmadığı için Allah Tealâ’dan uzaklaşmasına sebep olur. Allah’a yakınlık için kişinin bildiklerine uyması gerekir. Uymayacağı bilgiyi çoğaltıp bilgili görünmesi yalnızca insanları kandırmasını kolaylaştırır. Allah tarafından bir faydasını görmez.

Büyüklerimiz sık sık ilim ve amele vurgu yapar. Yani bildiğiyle amel etmek, bilgili bir şekilde ibadetlerini yerine getirmek… Ancak böyle hareket edince berekete, ilâhi rızayı celbedecek salih amellere ulaşmak mümkün olur.

Her müslümanın dinini yaşaması için temel dinî bilgileri öğrenmesi üzerine borçtur. Alimlerimiz dinimizi  Efendimiz s.a.v.’in sünnetine uygun olarak nasıl yaşayacağımızı bizlere açıklamışlardır. Bize gereken bilgiyi onlardan öğrenmek zor değildir. Bundan sonra olması gereken de Allah’ın izniyle kulluğumuzu, ibadetlerimizi ihlâs ve samimiyetle yerine getirmektir.

İbadetler konusunda hassas davranmanın yanında, tevazunun elden bırakılmaması, kişinin yaptıklarıyla kibirlenmemesi, kendini hiç yeterli görmemesi gerekir.  ne kadar aciz bir kul olduğunu, her zaman hata edebilecek olduğunu aklından çıkarmaz. Bu nedenle Allah Tealâ’ya hep tövbe eder, O’na layık kulluğu yapamayacağını itiraf ederek af diler. Bütün iyiliği, güzel sonuçları kendi cüz’î gücünden değil, Allah’tan bekler.

Kalbi uyanık mümin ne kadar çok ibadet etse de ameline güvenmez. Yüz bin sene ibadet eden makbul bir kulun bir günah sebebiyle azap gördüğünü, iki yüz bin sene ibadet eden İblis’in kibirlenince lanetlendiğini bilir. Adem Aleyhisselam’ın oğlunun bir hata yaparak ne duruma düştüğünden haberdardır. Belam bin Baura da inanmış ve alim bir kimse iken şeytanın vesvesesine kanıp nefsinin hevasına uymakla son nefesini imansız vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de onun gibiler soluyan köpeklere benzetilmişlerdir.

İnsanı dünyadan sonra sonu olmayan bir hayat bekliyor. O sonsuz hayatta acıdan kurtulmanın tek yolu ise Allah Tealâ’nın kulunu affetmesidir. Mahşer günü olacaklar karşısında insanın gücü yok. İnsanın elinden gelen tek şey, bu dünyadayken kul olduğunu, her şeyiyle O’na muhtaç olduğunu bilmesi ve O’ndan affını, merhametini dilemesidir.

Dünyadayken Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarını umursamadan,  ve kuruntuya uyup O’nun inanmamızı istediği gibi inanmadan, kullara kölelik yapmayı kendimize yakıştırıp Rabbimize karşı gelirken, son nefes geldiğinde yardım görmeyi, iman üzere ölmeyi nasıl bekleyebiliriz?

Yaşadığımız an çok önemlidir. Okuma yazma bilmeyenimizden en çok okumuşumuza kadar, nefes aldığımız şu anda, ne kadar kusurlu, günahkâr olduğumuzu biliriz. Bu yüzden kusurlarımızın hep affedilmesini dileyerek kulluk ederiz. Başkaca bir yol yok. Allah’ın dini kendine ulaştıktan sonra insanın Allah Tealâ nasıl emrediyorsa öyle yaşamaya gayret etmesi gerekir.

Faydasız bilgiden, Allah’tan korkmayan kalpten, dünyaya doymayan nefisten O’na sığınır, O’ndan bildiğimizle ibadet etmeyi,  lokma yemeyi ve O’na itaatkâr olup merhametini, affını dileriz.

Mehmet Ildırar

“GAVSI SANİ(K.S.A)”  Sayfasına Gitmek İçin Tıklayın

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s