MİRAC-I NEBİ (Hikaye Tadında)


Çöl havası, bütün harareti ile ortalığı kavururken Rasul-ü Ekrem’in (A.S.) içini, Hz. Hatice’den (R.A) ayrılmanın üzüntüsü sarmıştı. Her halinden üzüntüsü belli oluyordu. Mekke müşriklerinin üç yıldır Rasulullah’a, akrabalarına ve müslümanlara uyguladıkları o uğursuz boykot henüz bitmişti. Boykot süresince bütün malvarlığını müminlere dağıtan, her zaman Rasulullah’ı teselli eden, teslimiyet ve fedakarlık abidesi, müminlerin annesi, Hz. Hatice (R.A.) vefat etmişti.

mirac

Müslümanlar, daha boykottan kurtulmanın sevincini hissedemeden bu vefat haberi ile sarsılmışlardı. Rasul-ü Ekrem bağrına taş basarak annemizin kabrine indi ve İslam’a ilk önce girme şerefine nail olmuş yirmibeş yıllık hayat arkadaşının mübarek bedenini kendi elleriyle toprağa verdi.

Hz. Hatice validemizin ayrılığı üzerinden çok geçmemişti ki, bir gün Hz. Ali (R.A.) Rasul-ü Ekrem’in (A.S.) yanına çıkageldi. Hasta yatağında ızdırap çekmekte olan yaşlı babası Ebu Talib’in yanından geliyordu. Verdiği haber çok acıydı. Efendimizin amcası Ebu Talib de vefat etmişti. Bu haberle, Efendimizin gönlü bir kat daha yaralandı ve mübarek gözyaşlarını tutamayarak ağlamaya başladı. “Şu ümmet üzerinde, bugünlerde toplanan iki musibetten hangisine daha çok yanacağımı bilemiyorum” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Rasulullah’ın amcası Ebu Talib, iman etmemişti ama ölünceye kadar Efendimizin kolu-kanadı, müşriklere karşı savunucusu olmuştu. Bu haber, Efendimizin günlerce evinden dışarı çıkmamasına sebep oldu.

Bir süre sonra Rasulullah (A.S.) bütün üzüntüsünü içine gömerek, çevre kabilelere İslam’ı anlatmaya çıktı. Bütün olumsuzluklara rağmen tebliğe devam etti. Yapılan hakaretler, iftira ve eziyetler, O’nu yolundan çevirmiyordu. Arada bir imana gelen kişiler, gönlüne su serpiyordu.

Gerçek sevgili olan Rabbu’l-Alemin, alemlere rahmet olarak gönderdiği Habibini en güzel şekilde teselli edecek, O’nun gönlünü üzüntü içinde bırakmayacaktı. Nitekim o yıl içerisinde bir akşam vakti, Rasul-ü Ekrem (A.S.) Kabe’nin yanında Hatim denilen yerde uzanırken, Cebrail (A.S.) geldi ve Burak ismi verilen vasıtaya bindirerek, Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürdü. Oradan da, birlikte manevi bir vasıta ile göklere yükseldiler. Gök katlarında Hz. Adem, Hz. İdris, Hz. Musa, Hz. İbrahim (A.S.) gibi peygamberlerle görüşerek “Sidretü’l-Müntehâ”ya kadar çıktılar.

Cebrail (A.S.), Sidre’den öteye geçemeyeceğini söyleyip, Rasulullah’a (A.S.) ilahi huzura giden   yolu gösterdi. Rasul-ü Ekrem buradan itibaren “Refref” isimli bir binekle Cenab-ı Hakk’ın huzuruna alındı. Mekandan münezzeh bir şekilde Cenab-ı Hakk ile konuşan Rasulullah, tazim ve hürmetle selamlarını arzetti. Cenab-ı Hakk da rahmet ve bereket ifadeleri ile O‘nun selamına karşılık verdi. (Namazlarda her oturuşta okuduğumuz “et-Tehiyyatü” duasının, bu görüşmenin hatırasını yadetme anlamı taşıdığı rivayet ediliyor.)

Bu gecede nice sırlara mazhar olan Rasulullah (A.S.), vasıtasız olarak vahye muhatap oldu. Allah’ın birliğine inanan bütün Ümmet-i Muhammed’in günahkarlarının, günahlarının cezasını bir müddet çektikten sonra cennete gireceği müjdesi ile Bakara suresinin son iki ayetini getirdi. Bunların yanında Mirac’ta, şu emirler Efendimize bildirilmiştir:

1- Allah’tan başkasına kulluk etmemek,

2- Ana ve babaya iyi davranmak,

3- Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını vermek,

4- Cimri ve müsrif olmamak,

5- Evladını yoksulluk korkusu ile öldürmemek,

6- Fuhuş ve zinaya yaklaşmamak,

7- Cana kıymamak,

8- Yetim malı yememek,

9- Ahdi (verilen sözü) yerine getirmek,

10- Ölçü ve tartıda hile yapmamak,

11- Hakkında bilgi sahibi olunmayan şeyin ardına düşmemek,

12- Yeryüzünde gurur ve kibirle yürümemek, büyüklük taslamamak. (Bkz. İsra/22-39)

Rasul-ü Ekrem (A.S.) Sidre’ye indiğinde Cebrail’i (A.S.) asıl şekli ile gördü. Cennete gideceklerin erişecekleri mutlulukları ve cehennemi hak edenlerin çekecekleri cezaları gördü. Daha sonra gökten Kudüs şehrine indiler ve orada Rasul-ü Ekrem, bütün peygamberlere imamlık ederek birlikte namaz kıldılar. Buradan Mekke’ye döndüler ve Efendimiz (A.S.) Hatim’e ulaştığında, hiç ayrılmamış gibi yattığı yerin sıcak olduğunu hissetti.

Üstüste gelen birçok üzüntünün, Efendimizin (A.S.) kalbini yaraladığı, O’nu ağlattığı bir sırada, Mirac’ta, birçok sırlara mazhar olup, Cenab-ı Hakk ile konuşma nimetinin ikram edilmesi gönlüne merhem oldu. Mevlâ, habibini en güzel şekilde teselli etti.

Ertesi gün Rasul-ü Ekrem (A.S.), bütün bu gördüklerinin anlatılabilecek kısımlarını insanlara anlattı. Efendimiz, daha önceden hiç gitmediği Kudüs, Mescid-i Aksâ ve yoldaki kervanlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesine rağmen, müşrikler yine inanmadılar ve O’nu yalanladılar. Müminlere gelince, onlar can-ı gönülden Rasulullah’ın anlattıklarını kabul ettiler. Hatta Hz. Ebu Bekir (R.A.) daha Efendimiz ile görüşmeden duyduğu Mirac mucizesi için, “Eğer Rasulullah söylüyorsa muhakkak doğrudur.” diyerek sadakatin zirve noktasını fiili olarak gösterdi. Daha sonra inzal edilen İsra suresinin ilk ayetinde Cenab-ı Hakk, bu geceyi şöyle anlattı: “Bir gece,  kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra/17)

Beş vakit namazın farz kılındığı bu gecede, her namazın ümmetin miracı olduğu müjdelendi. Müminler olarak bizler de, her namazımızda Mirac’ı yaşamaya çalışmalı, onun sırlarından ve manevi hisselerinden hissedar olmaya gayret etmeliyiz.

Receb ayının 26’sını 27’sine bağlayan gece, Mi’rac mucizesinin gerçekleştiği o kutlu gecenin yıl dönümü. Bu gecenin bir çok nimet ve bereketlerle dolu olduğu, bütün alimler tarafından kabul edilmiştir. Bu gecede elimizden geldiğince tevbe, namaz, Kur’an okuma, zikir, sadaka ve diğer hayırlı amelleri artırmaya çalışmalıyız. Bu geceyi bir muhasebe fırsatı olarak görüp, bundan sonraki hayatımıza Mirac mucizesinin nimetlerinden nasip etmesi için Allah’a yalvarmalıyız.

 BERAAT GECESİ (14-15 ŞABAN)

Saadet Asrı… Şaban ayının onbeşinci gecesi. Medine sokakları gecenin sessizliğine bürünmüş. İki cihan serveri, Hz. Aişe’nin (R.A.) evinde.

Aişe validemiz, gecenin ilerleyen bir saatinde uyanınca, Efendimiz’i yanında bulamadı. Kalkıp O’nu aramaya başladı. Evde olmadığını görünce dışarı çıktı. Gecenin karanlığında “Baki” mezarlığının ortasında bir siluet gördü. Ona doğru  ilerlemeye başladı. Yaklaştıkça onun Rasul-ü Ekrem (A.S.) olduğunu anladı. Efendimiz başı gökyüzüne çevrili bir vaziyette, mezarlığın ortasında ayakta duruyordu. Validemizin iyice yaklaştığı bir esnada Efendimiz (A.S.), ona seslendi ve diğer hanımlarından birisinin yanına gitmiş olacağından endişe ederek mi kendisini aramaya çıktığını sordu. Hz. Aişe (R.A.) validemiz de öyle bir düşünce ile yola çıktığını itiraf eyledi. Bunun üzerine Rasul-ü Ekrem (A.S.) şöyle buyurdu:

“Şaban ayının onbeşinci gecesinde Allahu Tealâ, dünya semasına (rahmeti, bereketi ve ikramları ile) iner. Bu gecede Kelb Kabilesi’ndeki koyunların sırtındaki tüyler sayısınca insanı affeder.” (İbnu Mace, Tirmizi, Ahmed b. Hanbel) (Kelb kabilesi, koyun sürülerinin çokluğuyla tanınmış bir kabiledir.)

Hz. Ali’den (R.A.) rivayet edildiğine göre, Rasul-ü Ekrem (A.S.) şöyle buyuruyor: “Şaban ayının onbeşinci gecesi olunca, o geceyi ibadetle (ve hayırlı amellerle) geçirin. Gündüzünde de oruç tutun…” (İbnu Mace)

Mehmet Işık | Kasım 1999 | SEMERKAND DERGİSİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s