RUKİYE ANNEMİZİN İMTİHANI

Ruki­ye an­ne­miz, Efen­di­miz (s.a.v) ile Hz. Ha­ti­ce va­li­de­mi­zin ikin­ci kı­zı ola­rak Mek­ke’de dün­ya­yı şe­ref­len­di­rir. Ru­ki­ye an­ne­miz, ab­la­sı Hz. Zey­nep’in ev­li­li­ğin­den son­ra ev hiz­met­le­rin­de müş­fik an­ne­si­nin baş­yar­dım­cı­sı olur.  Ma­ha­ret ve gü­zel ah­la­kıy­la kı­sa sü­re­de ak­ra­ba­la­rı­nın dik­ka­ti­ni çe­ker. Bü­yük am­ca­la­rı Ebu Ta­lib ön­der­li­ğin­de, Ku­reyş­li bir he­yet onu Ebu Le­heb’in oğ­lu­na is­temek için Efen­di­miz’in evi­ne doğ­ru yo­la çı­kar.

anne grafik

He­nüz Efen­di­miz’e ilk va­hyin gel­me­di­ği gün­ler­dir. Ebu Ce­hil, kar­de­şi­nin oğ­lu ve “emin” sı­fa­tıy­la in­san­la­rın gü­ven ve sa­y­gı­sı­nı ka­zan­mış, gö­nül­le­re sev­gi­si nak­şe­dil­miş Efen­di­miz’­le dü­nür ol­ma­yı çok ar­zu eder. Ha­ne-i sa­a­de­te ge­len bu he­yet­le bi­raz soh­bet­ten son­ra Ebu Ta­lib se­beb-i zi­ya­ret­le­ri­ni açık­lar. Efen­di­miz’e, “Ye­ğe­nim, Zey­nep’i Ebul As’a ver­din. O, ger­çek­ten şe­ref­li bir hı­sım­dır. Ru­ki­ye ile Üm­mü Gül­süm’ü de am­can Ebu Le­heb’in oğul­la­rı Ru­ki­ye ve Utey­be’ye is­teme­ye gel­dik. Şe­ref ve soy ba­kı­mın­dan on­lar da ge­ri de­ğil­ler­dir. Ver­me­ye­ce­ği­ni zan­net­mem” di­ye­rek sö­ze baş­lar.
Efen­di­miz kü­çük yaş­la­rın­dan iti­ba­ren ken­di­si­ni hi­ma­ye eden, öz ba­ba­sı gi­bi ko­ru­yup gö­ze­ten am­ca­sı­nı kır­ma­ya­rak, ka­rar için ken­di­le­ri­ne bi­raz müh­let ve­ril­me­si­ni is­ter. Bu sı­ra­da yan­la­rın­da bu­lu­nan ve he­nüz kü­çük olan Fa­tı­ma an­ne­miz, ko­şar adım­lar­la ab­la­la­rı­na ge­lip içe­ri­de olan bi­te­ni bir so­luk­ta an­la­tır. He­yet ev­den ay­rı­lın­ca Efen­di­miz ge­len­le­rin mak­sa­dı­nı eşi Hz. Ha­ti­ce’ye açar. Ha­ti­ce va­li­de­miz (r.a) ise kız­la­rıy­la ko­nu­şur. An­cak ba­zı en­di­şe­le­ri var­dır. Çün­kü Ebu Le­heb’in ha­nı­mı Üm­mü Ce­mi­le’yi çok iyi ta­nır. O da eşi gi­bi ge­çim­siz, ka­tı kalp­li, yı­kı­cı söz ve ta­vır­la­rıy­la meş­hur­dur. Bir ta­kım en­di­şe­ler­le de ol­sa iki kız kar­de­şin, iki kar­deş­le ev­len­me­si­ne ka­rar ve­ri­lir. Hz. Ru­ki­ye ile Ut­be bin E­bu Le­heb’in söz­le­ri ke­si­lir ve bir ne­vi dü­ğün ak­di ya­pı­lır. (Üm­mü Gül­süm de (r.a) Ebu Le­heb’in di­ğer oğ­lu Utey­be’ye ni­şan­la­nır.)

Ku­reyş’in ni­şan boz­ma in­ti­ka­mı

Ka­rar aşa­ma­sın­da­ki bu gün­ler­den bi­rin­de, Mek­ke se­ma­la­rın­da bir nur gö­rü­nür. O gü­ne ka­dar “Mu­ham­me­dü’l-Emin” di­ye her­ke­sin gü­ven­di­ği, her şe­yi­ni ra­hat­lık­la ema­net bı­rak­tı­ğı Efen­di­miz, şim­di “Mu­ham­me­dün Ra­su­lul­lah” ya­ni “Al­lah’ın el­çi­si”dir. Al­lah (c.c) onu ken­di­si­ne re­sul seç­miş­tir. Efen­di­miz’i ilk tas­dik eden de eşi Hz. Ha­ti­ce ve bi­ri­cik kız­la­rı­dır.

Ku­reyş­li­ler bu du­ru­ma ol­duk­ça öf­ke­len­miş ve bir­kaç gün ön­ce çok emin ol­duk­la­rı Mu­ham­med’e (s.a.v) kar­şı, şim­di ade­ta kin ku­sar ol­muş­lar­dı. Efen­di­miz için “Mu­ham­med’i ye­ni gö­re­vin­de ken­di ba­şı­na ser­best bı­rak­tı­nız. Onu işin­den alı­koy­mak is­ter­se­niz, kız­la­rı­nı ge­ri ve­rin. On­lar­la meş­gul ol­sun da bu meş­ga­le onu ıs­tı­ra­ba sü­rük­le­sin” dü­şün­ce­si­ni uy­gu­la­ya­cak ka­dar da küs­tah­la­şır­lar. Ön­ce Hz. Zey­nep’i bo­şa­ma­sı için eşi Ebul As’a bas­kı ya­par­lar fa­kat mu­vaf­fak ola­maz­lar. Ebul As, Hz. Zey­nep’i bo­şa­maz.

Ebu Le­heb çocuk­la­rı­na, “Eğer Mu­ham­med’in kız­la­rı­nı bo­şa­maz­sa­nız ba­şım ba­şı­nı­za ha­ram ol­sun. Si­zin­le bir daha yüz yü­ze gel­me­ye­yim” di­ye teh­dit sa­vu­run­ca, Ut­be Ru­ki­ye’den, Utey­be de Üm­mü Gül­süm’den ni­şan­la­rı­nı bo­za­rak ay­rı­lır­lar. Al­lah mer­ha­me­tiy­le, pey­gam­be­ri­nin kız­la­rı­nı, daha son­ra na­zil olan ayet­te “odun ha­ma­lı” ola­rak ni­te­len­di­ri­le­cek bu ka­rı ko­ca­nın tu­za­ğın­dan, cim­ri ve uğur­suz ya­şa­yı­şın­dan kur­tar­mış­tı. Ebu Le­heb Az­gın­lık ve sap­kın­lık­ta o ka­dar ile­ri git­miş­ti ki onun ve ka­rı­sı­nın hak­kın­da elim bir aza­bı ha­ber ve­ren “Teb­bet Su­re­si” na­zil ol­muş­tu. Ebu Le­hep ve eşi hak­kın­da, “Boy­nun­da bü­kül­müş hur­ma lif­le­rin­den bir ip ol­du­ğu hal­de sır­tın­da odun ta­şı­ya­rak ka­rı­sı da o ate­şe gi­re­cek­tir” (Teb­bet, 4-5) den­miş­ti.

An­ne­ci­ği Hz. Ha­ti­ce’nin ve­fa­tı­nı gö­re­mez

Her ge­çen gün ar­tan Is­lam’la şe­ref­le­nen­le­rin ara­sı­na, Efen­di­miz’in da­ma­dı ola­cak ve dört ha­li­fe ara­sın­da yer ala­cak olan iyi huy­lu, yu­mu­şak kalp­li ve yar­dım­se­ver­li­ğiy­le ta­nı­nan Hz. Os­man da ka­tıl­mış; va­rı­nı yo­ğu­nu bu yo­lun hiz­me­ti­ne sun­muş­tu. Kı­sa bir sü­re son­ra Efen­di­miz’in ikin­ci kı­zı Hz. Ru­ki­ye ile ev­le­ne­rek Ra­su­lul­lah’a da­mat ol­mak­la şe­ref­len­miş­ti.

Efen­di­miz ash­abı­nın çek­ti­ği sı­kın­tı­la­rı gör­dük­çe üzü­lü­yor­du. Bir müd­det son­ra Müs­lü­man­la­ra Ha­be­şis­tan’a hic­ret im­ka­nı doğ­du. Ilk hic­ret ka­fi­le­sin­de Efen­di­miz’in müş­fik da­ma­dı Hz. Os­man ile sev­gi­li kı­zı Ru­ki­ye de var­dı. Efen­di­miz on­lar­la  ve­da­la­şır­ken, “Al­lah on­la­rın yar­dım­cı­sı ol­sun. Os­man Al­lah yo­lun­da, Lut Pey­gam­ber’den (a.s) son­ra ai­le­siy­le hic­ret eden­le­rin il­ki­dir” di­ye bu­yu­rur.

Ilk ço­cu­ğu­na ha­mi­le olan Hz. Ru­ki­ye’nin Ha­be­şis­tan yol­cu­lu­ğun­da sağ­lı­ğı bo­zu­lur. Na­zik be­de­ni daha faz­la ço­cu­ğu­nu ta­şı­ya­maz ve yav­ru­su­nu kay­be­der. Hz. Os­man (r.a.), eşine dai­ma il­gi­li, sev­gi do­lu ve yar­dım­cı bir ta­vır gös­te­rir. Ha­yat ar­ka­da­şı­na gö­zü gi­bi ba­kar. Hz. Ru­ki­ye’nin üzün­tü­sü­ne or­tak olur.

Der­ken Mek­ke’den mu­ha­cir­le­ri se­vin­di­re­cek ha­ber­ler gel­me­ğe baş­lar. Ora­da Müs­lü­man­la­ra es­ki­si ka­dar iş­ken­ce ya­pıl­ma­dı­ğı söy­le­nir ve Mek­ke’ye ge­ri dö­nüş­ler baş­lar. Hz. Os­man ile Ru­ki­ye de (r.a) yo­la çı­kan­lar ara­sın­da­dır. Mek­ke’ye var­dık­la­rın­da du­ru­mun hiç de söy­len­di­ği gi­bi ol­ma­dı­ğı­nı, iş­ken­ce­le­rin de­vam et­ti­ği­ni gö­rür­ler. An­cak hi­ma­ye al­tın­da Mek­ke’ye gi­rer­ler. Ru­ki­ye (r.a) ba­ba evi­ne gel­di­ğin­de, kız kar­deş­le­riy­le has­ret ve mu­hab­bet­le ku­cak­la­şır. Ka­vuş­tuk­la­rı için şük­re­der­ler. Fa­kat Hz. Ru­ki­ye (r.a) an­ne­ci­ği­ni ora­da gö­re­mez. Kar­deş­le­ri­ne so­ran göz­ler­le bak­tı­ğın­da, yü­re­ği­ni ya­kan hıç­kı­rık­lar ve göz­yaş­la­rıy­la kar­şı­la­şır. Bu man­za­ra ona ce­vap olur.

Efen­di­miz, Hz. Os­man’a has­ta eşine re­fa­kat et­me­si­ni söy­ler

Hz. Ru­ki­ye ve eşi Hz. Os­man’ın (r.a), Mek­ke’de kal­ma­la­rı uzun sür­me­di. Me­di­ne­li­ler Al­lah Ra­su­lü’ne ku­cak aç­mış, hic­re­ti tas­dik et­miş­ler­di. On­lar da ikin­ci hic­ret yur­du­na yö­nel­miş­ler­di. Men­zil­le­ri Me­di­ne’ydi.

Hz. Ru­ki­ye (r.a) Me­di­ne’de oğ­lu Ab­dul­lah’ı dün­ya­ya ge­tir­di. Onun do­ğu­muy­la, ilk ço­cu­ğu­nu kay­bet­me­nin acı­sı­nı unut­ma­ya ça­lış­tı. Al­lah Ra­su­lü de teş­rif et­tik­ten son­ra Me­di­ne so­kak­la­rı baş­ka bir hu­zur için­dey­di. To­run Ab­dul­lah gün geç­tik­çe bü­yü­yor ve an­ne­si­nin ku­ca­ğın­da et­ra­fa gü­lü­cük­ler sa­çı­yor­du. Hz. Ru­ki­ye’nin (r.a) im­ti­ha­nı bü­yük­tü. Bir gün hiç bek­len­me­dik bir olay­la kar­şı­laş­tı. Ab­dul­lah’ın yü­zü­nü bir ho­roz ga­ga­la­mış, al­dığı de­rin ya­ra­lar yü­zün­den kü­çü­cük be­de­ni da­ya­na­ma­mış ve ru­hu­nu tes­lim et­miş­ti.

Hz. Ru­ki­ye ikin­ci bir ev­lat acı­sıy­la hay­li sar­sıl­dı. Sağ­lı­ğı gün geç­tik­çe kö­tü­ye gi­di­yor­du. Üzün­tü­le­ri ate­şi­nin yük­sel­me­si­ne ve hum­ma­ya ya­ka­lan­ma­sı­na yol aç­tı. Bu ara­da Müs­lü­man­lar Be­dir Sa­va­şı’­na ha­zır­lan­mak­tay­dı. Ci­hat çağ­rı­la­rı ya­pıl­mak­tay­dı. Hz. Os­man da (r.a) Be­dir’e ka­tıl­mak is­ti­yor­du fa­kat bi­ri­cik eşi Ru­ki­ye’nin (r.a) ra­hat­sız­lı­ğı ol­duk­ça cid­diy­di. Ate­şi ve acı­la­rı gün geç­tik­çe art­mak­tay­dı. Efen­di­miz (s.a.v),  Hz. Os­man’a or­du­ya ka­tıl­ma­ma­sı­nı, eşi­nin ya­nın­da kal­ma­sı­nı işa­ret bu­yur­du. Onun iyi­leş­me­si için elin­den ge­len gay­re­ti gös­te­ren Hz. Os­man (r.a), eşi­nin gö­zün­den gö­zü­nü ayır­mı­yor­du. Fa­kat Al­lah Ra­su­lü­’nün ema­ne­ti olan sev­gi­li eşi­nin, her ge­çen gün sağ­lı­ğı kö­tü­ye gi­di­yor­du. Ru­hu na­ze­nin be­den­den ay­rıl­dı­ğı sı­ra­lar­da, Me­di­ne se­ma­la­rın­da Be­dir za­fe­ri­nin se­vin­ci yük­se­li­yor­du.

Kab­ri­nin ba­şın­da

Ru­ki­ye an­ne­mi­zin ce­na­ze­si­ni Üm­mü Ey­men (r.a) yı­ka­mış, kab­re ise Hz. Os­man yer­leş­tir­miş­ti. Be­dir’den dö­nen Efen­di­miz (s.a.v), bi­ri­cik kı­zı Hz. Ru­ki­ye’nin kab­ri­nin ba­şı­na ge­lip dua ve ni­yaz­da bu­lun­du. Ağ­la­mak­tan bi­tap dü­şen kü­çük kı­zı Fa­tı­ma an­ne­mi­zin göz­yaş­la­rı­nı sil­di. Ora­dan Hz. Os­man’ın (r.a) evi­ne gi­de­rek onu da te­sel­li et­ti. Bu sı­ra­da ka­dın­la­rın göz­yaş­la­rı içe­ri­sin­de ağ­la­dı­ğı­nı gö­ren Hz. Ömer (r.a), mü­da­ha­le et­mek is­te­yin­ce alem­le­re rah­met Efen­di­miz, “Bı­rak ağ­la­sın­lar. Ölü­ye kar­şı du­y­gu­lar göz ve kalp­le ifa­de edi­lir­se, bu Al­lah’tan­dır. O’nun mer­ha­me­tin­den­dir. El ve dil ile ya­pı­lır­sa bu da şey­tan­dan­dır” bu­yu­ra­rak bir ne­vi ken­di üzün­tü­le­ri­ni de di­le ge­tir­miş­ti.
Hz. Ru­ki­ye an­ne­miz, Pey­gam­be­ri­miz’in (s.a.v) ilk ve­fat eden kı­zıy­dı. Bu ci­ha­na göz­le­ri­ni yum­du­ğun­da he­nüz 22 yaş­la­rın­day­dı.

Rahime YILMAZ 

Kaynak: SEMERKAND AİLE

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s