M. SAKİ EROL İLE RÖPORTAJ (ŞUBAT / 2014)

Tıkla

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde “Her doğan çocuk (İslam) fıtrat üzere doğar. Daha sonra anne ve babası onu yahudi, hıristiyan yahut mecusi yapar.” (Buhari, Cenaiz, 91) buyuruyor. Yani aile insanın sadece bu dünyasını değil ahiret hayatını da derinden etkileyen bir güce sahip. İnsanın karakterinin, alışkanlıklarının, inançlarının temelleri burada atılıyor. İnsan ailesinden gördükleri ile dünyayı anlamlandırıyor, tanımlıyor hatta yeniden şekillendiriyor. Bu yüzden alimlerimiz ailenin önemini ısrarla vurguluyor.
Dergimizin 101. sayısı dolayısıyla başyazarımız M. Saki Erol ile aile konusunda röportaj yapmak istedik. Ailenin neden hayati önem taşıdığından Semerkand Aile dergisinin hedeflerine, hayırlı nesillerden ümmetin büyük bir aile oluşuna kadar pek çok konu hakkında değerlendirmelerini bizimle paylaşan kıymetli büyüğümüz M. Saki Erol’un anlattıklarını bir reçete gibi görüyor ve istifadenize sunuyoruz. Bugün bulunduğumuz noktayı sorgulamak ve nerede yanlış yaptığımızı görmek açısından ufuk açıcı detaylar bulacağınız bu röportaj, hem kişisel hem de toplumsal boyutta duruşumuzu yenilemek için bir fırsat.

Efendim, aile konularına özel bir hassasiyetiniz olduğunu gözlemliyoruz. “Aile Saadeti” kitabınız ve Semerkand Aile dergimizin başyazarı oluşunuz bizi bu düşünceye sevk ediyor. Aile konusuna gösterdiğiniz bu ihtimamın sebebini sizden dinlemek isteriz. 

Aile konularına büyük önem verdiğimiz doğrudur. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v) “Evlenin, çoğalın. Kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim” (Beyhaki, Ma’rifet, 13448) buyurarak ümmetini evlenmeye, aile kurmaya teşvik etmektedir. Çünkü aile toplumun temelidir. İnsanların bir araya gelmesiyle aile, ailelerin bir araya gelmesiyle de toplum vücut bulur. Bu açıdan baktığımızda, aile nasılsa toplum da öyledir diyebiliriz. Yani aile kurumunun çözülmeye başladığı toplumlarda ahlakın da giderek yozlaştığından bahsedebiliriz.
Aileden aldığı eğitimle toplum içine karışan insan, münasebetlerini bu eğitim temelleri üzerine bina eder. Ahlakı ne kadar kuvvetliyse toplumsal yapı içindeki duruşu da, dini de o kadar sağlam olur. Mesela bir çocuk aileden gördüğü vefa, saygı, sadakat, diğergamlık gibi vasıfları topluma da taşır. Bu özelliklerle bezenmiş kişilerden müteşekkil bir toplum elbette daha huzurlu, daha mutlu olacaktır.
Ancak burada dikkat çekmemiz gereken bir nokta daha var. Aile sadece çocuğun şekillendiği, terbiye olduğu bir yer değildir. Anne baba yahut eş olarak yetişkinlerin de aile içinde belli bir terbiyeden geçtikleri muhakkaktır. Bir aileye sahip olmak, eşinin ve evlatlarının hayrı için çalışmak, tüm aile fertlerinin huzur ve mutluluğu için koşturmak insanı olgunlaştırır. Bencillik hastalığından kurtulup başkaları için de dertlenmeyi öğretir insana.“Evlenen kimse dininin yarısını korur, diğer yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 4/252) hadis-i şerifi bu hale işaret eder.

Günümüze gelince, ailenin büyük yaralar aldığını görüyoruz. En geleneksel toplumlardan en modern toplumlara kadar ailede ciddi bir çözülme var. Sadece ülkemiz için değil, bütün dünya için geçerli bu. Boşanmalardaki artış, evlenmek istememe, aile hayatını yük olarak görme bu gözlemlerimizde haklı çıkarıyor bizi. Şahsi özgürlüğünü yegane amaç edinen günümüz insanı her zamankinden daha fazla yönlendiriliyor. Televizyon, internet, çeşitli yayınlar hep haz peşinde koşmaya çağırıyor. Bırakın komşusunu arkadaşını, kendi ailesinin sorumluluğunu bile almayı büyük bir yük gibi gösteriyor kişiye. Neticede sadece kendini düşünen, nefsinin arzularına ram olmuş ama yine de mutlu olamamış insanlar haline getiriyor.

Tam bu noktada Semerkand Aile dergisine getirsek sözü… Dergimizin çıkış sebebi biraz da budur, diyebilir miyiz? Yani medyanın bozduğunu yine medya aracılığıyla tamir etme çabası mıdır Semerkand Aile’nin varlık sebebi?

Evet, Semerkand Aile dergisinin çıkma sebeplerinden biri budur. Toplumumuzda aile konusunda ciddi bir bilgi kirliliği var. Bugün aile hususunda yayın yapan pek çok mecra meseleye katkı sağlamak yerine zarar veriyor. Üstelik bunu dini hassasiyeti olan yayınlarda dahi görebilirsiniz. Güncel meselelere çözüm getireyim derken Kur’an-ı Azimüşşan’a ve Sünnet-i Seniyye’ye aykırı yönlendirmeler yapılabiliyor.
Biliyorsunuz, bizim bütün Semerkand Yayınları olarak asla taviz vermediğimiz bir noktadır bu. Semerkand Aile dergisi de diğer yayınlarımızla aynı hassasiyetleri taşıyor. Günümüz ailelerinin sorunlarını ele alıyor, aileyi tehdit ettiğini düşündüğümüz meseleler hakkında okuyucusunu uyarıyor. Bunu yaparken bugünkü dünyanın dilini kullanıyor ama temelini bu iki sağlam noktaya sabitliyor.
Kur’an ve Sünnet çizgisinin dışına çıkmadan gündeme dair söz üretmek çok zordur; hele bir de edebe dikkat ediyorsanız… Bizim yayınlarımız bu noktada içimize sinen işlere imza atıyor. Dergilerimiz, televizyonumuz, radyomuz, kitaplarımız hepsi de dertlerimize çözüm sunma gayesi ve gayretiyle yapılandırıldı. Ve Allah Teala’nın izniyle, günümüz yayıncılığının sıklıkla düştüğü badirelere, yanlışlara düşmeden bu yolculuğu devam ettiriyoruz.

Peki Semerkand Aile’nin aile tasavvuru nedir?

Semerkand Aile’nin hayalindeki aile hem kendine hem topluma faydası dokunacak Müslüman bir aile, bir muhabbet ocağı ve mektebidir. Hak Teala’nın rızasını her gayenin ve gailenin önüne koymuş, O’nun rızası için hayırlı evlatlar yetiştirmeyi hedeflemiş bir ailedir. Ahir zamanda yaşasa da bu zamanın problemleriyle baş etmeye çalışan, birbirine kenetlenmiş, iyi günde de kötü günde de birbirinin yanında olan bir ailedir. Evde “Kim haklı?”dan ziyade “Allah hangi işimizden razı olur?” sorusunun sorulduğu ailedir. Birilerinin İslam’a mal etmeye çalıştığı gibi kadının ezildiği bir aile değildir. Kadınıyla erkeğiyle yuvanın sorumluluğunun beraber omuzlandığı bir ailedir.
Bu noktada Semerkand Aile’nin kadına da erkeğe de fıtratlarına uygun sorumluluklarını hatırlatma gayesinin olduğunun altını çizelim. Yani çocuk eğitimi ve terbiyesinden evin diğer ihtiyaçlarına kadar kadın da erkek de yuvasından sorumludur. Biri diğerinden daha az yahut daha çok önde değildir. Ancak unutulmamalı ki evin reisi erkektir ve bu konumu erkeğe biraz daha fazla mesuliyet yükler. Erkekler ailede yanlış giden işlerin ilk sorumlusudur. Rasul-i Zişan Efendimiz (s.a.v) bu gerçeğe şu hadis-i şerifi ile işaret etmiştir: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden mesuldür. İnsanlara hükmeden emir bir çobandır; o sürüsünden mesuldür. Kişi aile fertlerine çobandır; onlardan mesuldür. Kadın kocasının evine ve çocuklarına çobandır; o da onlardan mesuldür. Köle, sahibinin malına çobandır; o da ondan mesuldür. Dikkat edin! Şimdi hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden mesuldür.” (Buhari, Itk, 17)
Aile kurmak, evlenmek sadece nefsin ihtiyaçlarını gidermek amacını taşımaz, taşımamalıdır. Zaten böyle olduğunda huzur ve mutluluğu yakalamak çok zordur. Elbette nefsin ihtiyaçlarını harama bulaşmadan helal yoldan karşılamak çok mühimdir. Ancak aile kurmak isteyen kişilerde Ümmet-i Muhammed’e hayrı dokunacak, hizmet edecek salih evlatlar yetiştirmek niyeti olmalıdır asıl.
Efendim, söz Ümmet-i Muhammed’e gelmişken ümmetin de büyük bir aile olduğundan bahsedebilir miyiz? 

Elbette… Aramızda kan bağı olmasa da bizler dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar hakkında “mümin kardeşlerimiz” şeklinde konuşuruz. Çünkü Rabbimiz “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat,10) buyurarak bizleri birbirimizin kardeşi ilan etmiştir. Dikkat ederseniz arkadaşlıktan değil kardeşlikten bahsediyoruz. Yani mümin kardeşlerimizle aramızda arkadaşlıktan, dostluktan, ahbaplıktan daha kuvvetli bir bağ var. İnsanın kardeşine bağı, sevgisi ve elbette sorumluluğu çok başkadır. Ne olursa olsun ona sahip çıkmalı ve destek olmalıdır. Hatası varsa hatasını uygun bir dille söylemeli, ihtiyacı varsa gidermelidir. Hangi düşünce ve gruba dahil olursa olsun, onunla kardeşçe ve en güzel şekilde geçinmek zorundadır. Muhakkak arada büyük yahut küçük ihtilaflar olacaktır. Ne olursa olsun, anlaşmazlığa düştüğümüz durumlarda aklı selimi bırakmadan, Allah Teala’nın hukukuna ittiba ile diğer müminlerle kardeş olduğumuzu unutmadan hareket etmeliyiz. Fitneden sakınmalı, bir ve beraber olmaya dikkat etmeliyiz.
Kavim, ırk, renk, dil, cemaat ve meşrep farkları aynı şadırvanın farklı muslukları gibi görülmelidir. Bir şadırvanda tek musluk nasıl istifadeyi sınırlayacak ve zorlaştıracaksa herkesin ve her İslami oluşumun aynı olmasını talep etmek de daralma ve sınırlanma demektir. Fakat her bir musluk insanlara ne sunduğuna, bulanık mı duru mu aktığına bakmalıdır. Bizim Müslümanlar olarak tevarüs ettiğimiz, emanet olarak taşıdığımız, önce kendi içimizi ve hayatımızı onunla arındıracağımız, sonra kabiliyetimiz ve bahşedilen imkanlar nispetinde başkalarının istifadesine sunmak için gayret göstereceğimiz o su, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadı ve ibadetten muamelata, ahlaka kadar onun uygulamasıdır.  

Günümüz Müslüman dünyasının yaşadığı parçalanmışlığın bu şuuru kaybetmemizle ilgili olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Doğru söylediniz, Müslümanlar arasında büyük bir parçalanmışlık var. Bunun elbette pek çok sebebi var. Irk, mezhep ve meşrep farkları bunların en etkili olanıdır. Ancak bunlar daha çok dışarıdan müminlere enjekte edilmiş ayrılıklardır. Yani ben Müslümanım diyen bir insan Allah Teala ve Efendimiz’in (s.a.v) buyrukları ortadayken nasıl mümin kardeşine eziyet edebilir?
Burada yine sorgulanması gereken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bizler eğer evlatlarımıza Müslümanların kardeş olduğunu güzel anlatabilseydik, saflarımızı sık tutsaydık kim bize neyi enjekte edebilirdi? Mesele yine bizimle ilgili. Dışarıdan müdahale olabilir ancak müdahalenin tutması bizim de ona yatkın bir mayamızın olmasıyla mümkün. O yüzden tüm yaşananlara bakarak “Müminler ne olursa olsun kardeştir” diye düşünecek nesillere ihtiyacımız var. Rasul-i Kibriya Efendimiz (s.a.v) “Bütün müminler birbirine karşı acıyıp bağışlamada, sevgi ve saygıda, iyilik ve yardımlaşmada bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer azalar birbirlerini hasta azanın acısına çağırırlar” (Müslim, Birr, 67) buyuruyor. Evlatlarımızı bu şuurla yetiştirmek; bu şuuru kaybettiğimiz için Suriye’de, Mısır’da, Filistin’de, Irak’ta, Arakan’da, Somali’de müminlerin zulme uğradığını hatırlamak zorundayız. Bugün bir İslam kardeşliğinden bahsetmek ne kadar zor! Daha kendi aralarındaki ihtilafları aşıp azami değil asgari müştereklerde dahi buluşamamış İslam ülkeleri, dünyanın dört bir yanında zulüm altında olan Müslümanlara nasıl destek olacak? Müslümanlar birlik olamadığı için dünyaya sözünü geçiremiyor, yaşanan zulümler bitmiyor.

Bu şuuru nasıl kazanacağız peki? 

Efendimiz (s.a.v) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de tam anlamıyla iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, İman, 22) buyuruyor. Bizler öncelikle kendimizi düzeltmeye gayret edeceğiz. “Kendine faydası olmayanın başkasına faydası olmaz” düsturu ahlaki manada dile getirilir ama pek çok kişi bunu maddi boyutta değerlendirir. Kendimize faydamız imanımızın tam, ahlakımızın güzel olması demektir. Bu şekilde hayatına çeki düzen veren birinin etrafına da faydası olur. Kendi nefsinden çok başkasının hayrını düşünebilir.
Şimdi düşünelim: Yanımızda yöremizdeki Müslüman kardeşimizin derdiyle ne kadar dertleniyoruz? Komşumuzun halinden, sıkıntısından haberimiz var mı? Bunlar önemli hasletlerdir ve ahlaki olgunlukla doğrudan ilgilidir. Cömertlik ve yardımseverlik insandan başlayarak topluma yayılır. Bunların toplumsal ahlaka dönüşmesi gerekir. Bir sokakla başlayan bu şuur dünyaya yayılır. Yakın çevresinin ihtiyaçlarını göremeyen insanın dünyanın diğer ucundaki mümin kardeşini gözetmesi ne kadar gerçekçidir?
Önemli olan bir diğer husus da müminlerin aralarındaki ihtilafı fitne boyutuna taşımamalarıdır. Ne olursa olsun iman kardeşliği paydasında buluşmalarıdır. Düşünün ki hepimiz aynı kitaba iman ediyoruz, aynı kıbleye yöneliyoruz, hepimiz Rabbimizin rızasını hedefliyoruz, birbirimiz için dua ediyoruz. Bunca ortak noktamız varken neden ayrılıklarımıza bakalım? Yanlış yolda olduğunu düşündüğümüz kardeşlerimize savaş açmak yerine neden dua ile hidayet dilemeyelim? Neden ağyara gösterdiğimiz nezaketi ve alçakgönüllülüğü kardeşimizden esirgeyelim? Elbette yanlışların da dile getirilmesi gerekir. Ancak bunun da bir üslubu olmalıdır. Yıkmak için değil yapmak için konuşulmalıdır.
Yine Efendimiz (s.a.v) “İyiliklere sarılın, kötülükten de kaçının. Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen nefsani arzu, ahirete tercih edilen dünyalık, görüş sahiplerinin sadece kendi görüşlerini beğendiklerini görürsen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira bütün bunlar yaygınlaşınca sabra sarılmanız gereken günlerdesiniz demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi sıkıntılıdır. O günlerde sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin mükafatı verilecektir.” (Taberani, el-Mu‘cemü’l-Kebir,10394) buyuruyor. Fitne zamanında ateşe odun taşımak yerine sukütu muhafaza etmek ve Ümmet-i Muhammed için dua etmek gerekiyor. Bugün birçok insanın kaçırdığı bir nokta da bu.

Efendim, son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz? 

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye bir öğüdü var: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Şeyh Edebali’den mülhem biz de “Aileyi yaşat ki ümmet yaşasın” diyebiliriz. Yani aileni sağlam temeller üzerine kur ki hayırlı nesiller çıksın o aileden. Ümmet-i Muhammed’e hizmet edecek evlatlar yetişsin. Aileyi bir okula çevirmek gerek. İnsanlığın hakikatinin, Müslümanlığın öğretildiği bir okula…
Tabii ki burada soğuk ve katı kuralcı bir ortamdan bahsetmiyoruz. Sevgiyle ve tüm hayata yayılmış bir terbiyeden, eğitimden bahsediyoruz. Bu ne demek? Önce anne babanın kendisinin hedeflediği güzellikleri yaşaması demek. “Kendisine faydası olmayanın başkasına faydası olmaz” sözünü burada tekrar edelim. Anne baba örnek davranışlar göstermedikten sonra çocuğundan beklentileri havada kalır. Evet, çocuklarınızı Kur’an kurslarına, medreselere, sohbetlere göndererek de din eğitimini sağlamış olursunuz. Fakat bunun bir ahlaka dönüşmesi evdeki ortamla daha çok ilgilidir. Kursta öğrendiğini evde göremeyen bir çocuk bu güzelliği hayatına ya geçiremez ya da çok zor geçirir. O nedenle anne babaların yuvalarında İslam ahlakını hakim kılmaları gerekir.
Bir diğer mevzu ise eşlerin birbirine olan muhabbeti, saygısı ve sorumluluk bilinci. Eşler huzurlu olduklarında aileye de yansır bu. Sadece çocuklara değil, diğer yakın akrabalara da geçer bu mutluluk. Kocasından razı bir kadın elbette onun ailesine de iyi davranır. Yahut karısından razı bir adam onun ailesine dua eder. Babası annesine sevgiyle yaklaşan bir çocuk sevgiyi temelden alır. Annesi babasına saygıyla hürmet eden bir çocuk da saygıyı temelden alır. Aile hem sevginin hem saygının hem de sorumluluğun iç içe geçtiği bir kurum. Biri eksik olduğunda ailede sıkıntılar başlar.
Bu nedenle kadın yahut erkek, eşlerin Allah rızası için birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekir. Günümüzde yaşanan ayrılıkların büyük oranda bencilliğe dayandığını görüyoruz. Haklı veya haksız kendi istekleri olsun diye direten, karşısındakinin ne düşündüğünü, beklentisini önemsemeyen insanlar evliliklerine büyük zararlar veriyor. Bunun yerine nefsi arzularının değil, Allah’ın rızasının neyi gerektirdiğine bakmak gerekir. Nitekim böyle aileler hem daha huzurlu hem de daha mutlu oluyor. Böyle ailelerde yetişen çocuklar da çekişmeyi değil uzlaşmayı, gerektiğinde nefsini bırakıp Allah’ın rızasını tercih etmeyi öğreniyor. İnşallah bu ailelerden yetişen evlatlar ümmetin umudu olacaklar. Bizim duamız, Ümmet-i Muhammed’e hizmet edecek hayırlı nesiller içindir. Kardeşlerimizin de bu duaya fiilleri ile destek olmaları gerekir. Ellerinden geldiğince Kur’an ve Sünnet ahlakını hayatlarına geçirmeleri arzumuzdur. Böylece hedeflenen şuurlu topluma da ulaşacağız Allah’ın izni ile…
Semerkand; dergiler, kitaplar, televizyon ve radyosuyla bu hedefe hizmet ediyor. Semerkand’a gönül veren, Semerkand’dan beslenen kardeşlerimiz bu hizmetleri sadece kendilerine saklamamalıdırlar. Buradan öğrendiklerini çevrelerine aktarmalı, yayınları bilmeyenlere tanıtmalı ve bu vesile ile daha geniş kitlelerin istifade etmesini sağlamalılar. Bu hizmetler bir sofra gibidir ve sofranın etrafı ne kadar kalabalıksa o kadar bereketli olur. Biz bu sofradan tüm insanlığın faydalanmasını istiyoruz. Semerkand’ı okuyan, izleyen, dinleyen tüm kardeşlerimizin de çevresindekileri bu sofradan nasiplenmeye davet etmeleri gerekir.

Çok teşekkür ederiz efendim. 

Röportaj: SEMERKAND AİLE DERGİSİ

 

Konu ile ilgili grafikler:

1908014_685565498158877_7588967050616301780_n

 

Kaynak: SEMERKAND AİLE

One response to “M. SAKİ EROL İLE RÖPORTAJ (ŞUBAT / 2014)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s